562
(Source: erenyilmaz)
13!
(suratımda bir süre uçuşan kelimelerden birini yakalama çabası ifadesinden sonra giriş;)
hop! yakaladım. düşüncelerimi karşılamaya heveslenmiş onca kelimenin içinden başlangıcı yapabilmek için yakalayabildiğim zavallıya da bir bak.
hop.
kelime bile değil. jargonumuza girişi ismail abi ile mecnun’un sahil muhabbetine kafaya taktığımız döneme rastlar. kendisi bir garip ünlem.
onca gönüllü, anlamlı, dokunduran, ağlayan, mna bile koyan kelimenin arasından yazıma başlamak için gidip bir ünlemi tutmam tesadüf olmasa gerek.
ben zaten komple ünlemim. son zamanlarda aynaya baktığımda gördüğüm, MTV’nin eski breakfast clup vtrlerindeki kostümlü tipler gibi bıkkın, ünlem “!” kostümü giymiş herhangi biri.
öyle de kişiliksiz ki bu sembol, nereye çağırsan gelir konar. kimin çığlığı, neyin iması olduğundan bihaber sonuna konduğu her cümleye dikkat çeker. bazen sırf bu işaret yüzünden hiç olmayacak bir cümlenin altını deşersin.
işte ben artık böyle nereye konduğu kimin cümlelerine dikkat çektiği belli olmayan başı boş bir ünlem işaretiyim.
bir tepkiyim. huysuzum. içim rahat değil ama bu zaten benim yaşayış şeklim. kızgın da olsam, şaşkın da, hani mutlu da olabilirim mutsuz da, her şekilde ben altımdaki noktanın sabitlendiği yere mahkum, bıraksan kaçacak anlamsız bir çizgiyim.
soru olsam cevabım olur, nokta olsam kararlılığım.. iki nokta olsam üst üste zaten diyeceğim belli olur.
hiçbiri karmaşa yaratmaz benim gibi. belki bazen soru işareti. hele de yanına beni koymuşlarsa o zaman yarattığımız tam bir cümbüş olur.
bu aralar soru işaretine uğramıyorum. cümlelerimden de kaçtım.
yalnız takılıyorum.
1kendime dönüyorum.
-hoşgeldim.
-hoşbuldum.
-özletmiştim.
-özlemişim.
-geçeyim şöyle oturayım.
-yediğim içtiğim zaten benim, gel biraz susayım..
2pembe arkadaş
çok fazla pamuk şeker yemiş birinin kusmuğundan daha pembe bir odası vardı. her köşesi, her eşyası haddinden fazla pembeydi. arkadaşı da kendi kadar küçük bir kız olmasına rağmen kızların bu renge olan düşkünlüğüne hiç anlam veremezdi. yine de arkadaşının yeni taşındıkları evdeki bu odayı nasıl hevesle pembeliğin sınırlarını zorlayarak döşettiğini bildiğinden, odaya her girdiğinde başının dönmesinden yere yığılmamak için kendini tuttuğunu belli etmezdi.
o gün pembe arkadaşı evlerine ilk defa misafir olacaktı. heyecandan annesine çeşit çeşit pasta çörek yaptırmış, evde hoplaya zıplaya gelmesini beklemişti.
pembe arkadaş geldi. komşu çocuğu arkadaşların hepsiyle tanıştırıldı. etrafında dört dönüldü. prenses gibi ağırlandı. bu sırada komşu çocuğu arkadaşlar biraz ilgi dışında kaldıkları için bozulup gittiler.
sonra küçük kızın kardeşiyle birlikte kaldığı odaya geçildi. odadaki tek yataktan kalan boşluğu, altında sakladığı çekmece gibi açılan diğer yatak da açılınca, bir masa ve küçük bir kitaplık dolduruyordu. Kitaplıkta babasının doğumgünü hediyesi olan 37 ekran televizyon, duvarda balerin kostümü giymiş bir maymunun kocaman posteri, saçlarına ilginç şekiller verilmiş, tek kalan çoraplardan dikilen kıyafetler giydirilmiş 2-3 barbie bebek odadaki en ilgi çekici nesnelerdi.
pembe arkadaş aslında kibir gütmeden ama elinde olmadan kendi odasıyla karşılaştırınca ağzından şunlar döküldü; ” sizin eviniz kadar benim odam var. ” sonra oyuncak bebeklere şöyle bir baktıktan sonra; ” hepsi bu kadar mı? ” diye sordu. “bendekiler buraya sığmaz herhalde.” diye de ekledi.
o zaman kıskançlık, kompleks gibi hastalıklı duygularla hiç tanışmamış küçük kızın pembe arkadaşına verdiği cevabı annem hala kızından bahsederken gözleri parlayarak anlatır; ” yok yok merak etme. senin barbielerin kadar benim arkadaşlarım var.”
şimdi o küçük kızı saklandığı yerden çıkarabilsem yemin ediyorum kendi alnımı öpeceğim.
0sevgili günlük, bugün eve dönerken kendimi tutamayıp parkta kardan çocuk yaptım sonra dayanamadım ve onu yedim. sakın kimseye söyleme. seni de yerim.
1hey gidi kanunu sevdiğim hey
- Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
- Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
- Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
- Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.
- Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
- Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
- Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
- Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.
- Çözülen her problem yeni problemler yaratır.
murphy’i yalancı çıkarmak benim ne haddime efenim. bu son haftayı benim yerime gelip yaşasa zaten kendiliğinden çıkıveririmiş şu kanunlar.
1ben bu aralar böyleyim.
bir elimde telefonla konuşurken “anne dur telefonumu kaybettim!!” diye odanın altını üstüne getiririm.
masamın üzerinde duran kabloyu 2 hafta arar dururum. Kesin o değildir çünkü bu kadar aradığım bir şey burnumun ucunda olamaz.
bilmiyorum kaç aydır kayıp eldivenlerimin yasını tutuyordum, geçen gün taşınırken her şeyi içine doldurduğum valizin gözünde buldum.
ne bilim belki de sürekli en zor anlara hazırladığım için kendimi, herşeyin ne kadar basitçe çözülebileceğini unutup mavi ekran veriyorum. paniğe kapılıp etrafıma çarpa çarpa yönümü bulmaya çalışıyorum.
muhtemelen bir - iki aydır kafamı kemiren soruların cevapları da komidinimin üzerinde beni izliyorlardır.
“bak bak gerzeğe bak bi kafasını çevirip bakmadı dingil.” diye benle eğleniyor bile olabilirler.
aslında tam olarak şöyle; her seferinde o kadar ama o kadddar eminim ki her şeyi yaptığımdan her yola girdiğimden, artık pes etme noktasına gelmeden boşalmıyor beynim ve beynim boşalmadan en basit mantığımı devreye sokamıyorum.
bi format at rahatlarsın diyen sesleri duyar gibiyim..
0kelimelerim sarhoş olsunlar istiyorum.
en derinden çıkıp rastgele yan yana gelmiş gibi anlatsınlar beni istiyorum.
ben sarhoş olamıyorum.
gülüyorum, çok gülüyorum.
sonra uyuyorum.
o arada bir yerde kaçırdığım bir evre var, kendimi hiç rahat bırakmadığımdan olsa gerek.
ben olamıyorum bari kelimelerim kurtulsunlar benden, sarhoş olsunlar istiyorum.
0Dünya Güzeli olsa-idim,
..tacımı devraldıktan sonra yapacağım konuşma şöyle bir şey olurdu herhalde:
Merhaba,
Ben uçabiliyorum.
Siz de uçabilirsiniz aslında, sadece farkında değilsiniz.
Dünya barışı bence sadece ütopik bir hayal.
Bu dünyada insanların yaşadığı sürede, barışın b’sini bile göremeyeceğiz.
Çünkü bizim işimiz bu.
Etrafınızda gördüğünüz her şey bunu iş edinen insanlar tarafından kuruldu.
O yüzden dünyada barış yok diye sızlanmayı kesip yapabileceğiniz en iyi şeyleri yapın;
komşunuza merhaba diyin,
sıcak günlerde kapınızın önüne su koyun,
trafikte kibar olun falan filan..
Siz bunları yaparken ben de tacımın getirdiği iş tekliflerini değerlendirip paraya para demicem.
Belki afrikada bir kuruma yardım gönderirim, bilmiyorum. Ulaşacağından emin olsam göndicem de işte tereddütlerim var.
En iyisi o parayı makyaj malzemelerine yatırayım.
Neyse hacılar ben kaçar.
Beni özleyin anacım baaayy.
sırf bu yüzden katılmıyorum işte o yarışmalara. katılsam yani zaten birincilik cepte de bakma sen ben bu patavatsızlığımla suikaste kurban gitmemek için girmiyorum hiç o işlere. öyle takılıyorum işte beşiktaşta.
1